mare_nostrum
er

Karma: 8
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 421
|
1956 ile 1971 yılları arasında üç milyon köylü kırdan kente göç etmişti. Ve 1970’ler boyunca her sene 380 bin köylü köyünü terk ediyordu. Bu köylüler, başta Tahran olmak üzere büyük şehirlerin etrafında gecekondu mahalleleri inşa ettiler. 1970’lerde petrol krizinin patlak vermesi ve petrol fiyatlarının artması, sermaye birikimine inanılmaz bir aşama kaydettirmişti. Bu dönemde istihdam artmış, ücretler yükselmiş, toplum zenginleşerek kısmi bir rahatlama dönemi yakalamıştı. Ancak ekonominin krize girmesiyle yüz binlerce işçi işsiz kaldı; örneğin 1974 ile 1976 arasında ihracat artışı yüzde 60 iken bu rakam 1977’de yüzde 3’e düşmüştü. Aynı yıllar işçi sınıfının artış gösterdiği bir dönemdir. İşçi sınıfının büyük fabrikalarda çalışan kesimi 3,5 milyonu geçiyordu.
Ekonomik kriz ve kentleşme aynı döneme rastlamış ve kitleleri derin hayal kırıklığı içinde açlığa sürüklemişti. Aynı şekilde toplumsal çelişkileri de muazzam ölçüde artırmıştı. Tahran’ın güneyi gecekondularla dolmuştu ve halk sefalet içinde yaşıyordu. Şah, 1977’de Tahran’ın görüntüsünü bozuyor diye gecekonduların yıkılmasını emretmişti. Yoksul halkın üzerine sürülen polisler direnişle karşılaştı ve geri püskürtüldüler. Böylelikle Şaha karşı direniş başlamış oluyordu.
Şehrin varoşlarında milyonlarca işsiz ve aç insanın toplandığı ve umutsuzluk içinde kıvrandığı bir süreçte, Humeyni bu kesimlere kurtuluş vaat etti: İslâm Cumhuriyeti ve Allahın yönetimi. Tahran’ın güneyi yoksulluk içinde kıvranırken, zenginlerin olduğu bölgeler adeta başka bir dünyayı temsil ediyordu ve varsıllık içinde yüzüyordu. Ekonomik krizden sonra açlık ve sefalet korkunç boyutlara varmıştı; tepkiler giderek artıyordu. varoşların tek umudu İslâma sığınmak olmuştu ve camiler bu yoksullar için hem bir sosyal aktivite merkezi, hem de insan yerine kondukları tek yer olmuştu. Şahın baskı ve zulmüne karşı koyabildikleri tek örgütlenme alanları camilerdi.
Marx’ın şu sözleri adeta İran’ı tasvir etmek için söylenmişti: “Din, baskı altında ezilen insanın derin iç çekişi, kalpsiz bir dünyanın kalbi ve ruhsuz koşulların ruhudur. O, halkın afyonudur”. Şehir varoşlarından gelen işsiz-güçsüz lümpen proletarya, kalpsiz bir dünyaya inat mollaların safına dizildi. İleriki günlerde hizbullahların temelini bu lümpen proletarya atacaktı. Humeyni, kurduğu “Devrim Muhafızları”nı (Pasdaran) bu lümpen ve en alt molla takımından devşirmişti ve gençler Humeyni için ölüme hazırdılar. Bu muhafızlar, Humeyni’nin militarist vurucu gücünü teşkil ediyordu; sokaklara çıkıp insanları tahrik edip, korkutup sindirmeyi amaçlıyorlardı.
Ekonomik krizle birlikte Şah, bazaari burjuvazisine saldırmış, müfettişler binlerce esnaf hakkında soruşturma yürütmüş, 23 bin esnaf başka şehirlere sürülmüş, 200 bini ise para cezasına çarptırılmıştı. Bu gelişmeler, bazaari burjuvazisini ve din adamlarını harekete geçirmişti. Humeyni gelecek günlerde bu kesimin ve kent yoksullarının özlemlerine seslenecekti.
Şah tüm çelişkilerin üstesinden, kitleler üzerinde baskı ve şiddeti artırarak gelmeye çalışıyordu. 60 bin kişilik gizli polis teşkilatı SAVAK ve 400 bin kişilik ordu, yığınların üzerinde terör estiriyordu. SAVAK, toplumun her alanına sızıp tutuklamalara girişiyor, muhalif kesimleri işkenceden geçiriyor, kitle hareketini bastırıyor ve kimsenin başını kaldırmasına izin vermiyordu.
|