+ Karar.Org | Karar , forum , turkforum , karar forum » Beyin Fırtınası » Makaleler (Moderatör: Master)
 KARDEŞLİK VAATLERİMİZİ SÖZLERİMİZDE OLDUĞU KADAR DAVRANIŞLARIMIZDA DA UYGULAYALI

Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: KARDEŞLİK VAATLERİMİZİ SÖZLERİMİZDE OLDUĞU KADAR DAVRANIŞLARIMIZDA DA UYGULAYALI  (Okunma Sayısı 216 defa) Seçenekler Arama
mare_nostrum
er
*



Karma: 8
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 421


Üyelik Bilgileri
KARDEŞLİK VAATLERİMİZİ SÖZLERİMİZDE OLDUĞU KADAR DAVRANIŞLARIMIZDA DA UYGULAYALI

Hiçbir gücün Masonlar arasındaki birlikteliği ve dayanışmayı yıkamadığına tanık oluyoruz. Hedef bellidir. Ülkenin yönetiminde halkı temsil edecek bir Meclis kurulacak ve oluşturulacak bir Anayasayla Osmanlıdaki yaşam güvence altına alınacaktır. Ancak bu filizlenen yenilik İmparatorluk katında nasıl değerlendirilmektedir ?

Sultan Abdülmecit 1861 Haziran ayında ölmüştür. Yerine Sultan Abdülaziz Padişah olur. Yeni Padişah daha tahta oturur oturmaz Avrupa Devletlerinin müdahaleleri ve baskılarıyla yüz yüze kalmıştır. Daha önce gerçekleştirilen Tanzimat ve Islahat Fermanlarının beklenen sonucu vermediğini gören Batılı güçler, Osmanlı Devleti’ni sıkıştırma hareketlerine girişmişlerdir. Bu durumda Sultan Aziz ise filizlenen yenilik hareketlerini elinin tersiyle bir kenara itip, baskı taraftarı bir tutum içine girmiştir. Anayasa konusu onun için önemli olmamış, pahalı saraylar kurmak, aşırı ve süslü eşyalar edinmek ve bu yolda ölçüsüz paralar harcamak gibi davranışlar içine girmiştir. Bu gidişat Padişahın tahttan indirilmesi konusunu gündeme getirdiyse de, Sadrazamın durumdan haberdar edilerek Padişaha bildirmesi üzerine tutuklamalar başlatılmıştır. Genç Osmanlılar çareyi yurt dışına kaçmakta bulacaklar ve mücadelelerini yurt dışında sürdüreceklerdir.

Avrupa’ya kaçanlar 10 Ağustos 1867 günü Fazıl Paşa’nın evinde toplanırlar. Bu toplantıda Muhbir Gazetesi’nin yeniden yayınlanmasına karar verilir. Yaklaşık 250.000 Frank tutarındaki mali destek Fazıl Paşa tarafından karşılanacaktır. Fazıl Paşa ayrıca yurt dışına kaçarak çalışmalarını yanında sürdürecek bu kişilere bir de aylık bağlamıştır. Ancak Muhbir gazetesinin Paris’te yayınlanması plânı gerçekleşmez. Zira Sultan Abdülaziz Paris’e bir gezi tertiplemiştir. Bu gezi gündeme gelince, Fransız Hükümeti Türk politik sığınaklarından Paris’i terk etmelerini ister. Böyle bir isteğin nedeni ise, Türk Elçisi Mehmet Cemil Paşa’nın Fransızlara, Padişaha karşı bir suikast girişiminde bulunulacağını haber vermesi olur. Bunun üzerine Genç Osmanlılar Londra’ya giderler ve Muhbir gazetesini Londra’da çıkarırlar. Bu gazetenin binlerce nüshası Türkiye’ye gönderilmiştir. Yurt dışında değişik ülke ve kentlere giderek çalışmalarını buralarda aynı heyecan ve inançla sürdüren Genç Osmanlılar, ancak Veziriazam Mahmut Nedim Paşa’nın önerisiyle çıkan bir genel af sayesinde Türkiye’ye dönerler. Bu arada hiç kuşkusuz Masonluk tarihimizin en önemli olaylarından biri yaşanır. Hatta diyebiliriz ki bir takım komplolar, iktidar oyunları ve yüksek kademelerdeki yetkililerin tertipledikleri tuzaklar gerçekleşmeseydi, Osmanlı’nın tarih içindeki yazgısı kuvvetle ihtimaldir ki çok daha başka bir çizgiye otururdu. Bu olay az önce sözünü ettiğimiz, Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisidir. Avrupa gezisinden de ziyade, yanında birlikte götürdüğü iki şehzadenin varlığıyla ilgilidir.

Bu şehzadelerden biri Abdülhamit, diğeri ise Murat’tır. Paul de Régla Kardeşimiz 23 Mart 1892 tarihinde Paris’te Birlik ve Erdem Locası’nda bir konferans verir(31). Bu iki şehzadeyi ve Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisini Régla Kardeşimizin şu şekilde değerlendirmektedir:

“ Murat ve Abdülhamit vefat eden Sultan Abdülmecid’in oğullarıdır. Abdülmecid’in çok sevdiği ve yaşca büyük olan tahtın varisi Murat, daha küçüklüğünden itibaren özgür düşünceye ağırlık veren bir eğitim ve öğrenim gördü. İstanbul hakkında yazdığım ilk kitabım “La Turquie Officielle”de onunla ilgili şunları söylemiştim : Murat kendisini bekleyen geleceğe uygun bir şekilde yetiştirilmişti. Babası üstüne pek düşer ve kendisine gösterilen ayrıcalık hiç kimsenin gözünden kaçmazdı. Murat’ın Sultan Mahmut tarafından başlatılan reform hareketlerini devam ettireceğini söylemekten büyük mutluluk duyardı. Murat’ın Fransızca öğretmenliğini Kardeşimiz Profesör M. Gadret yapıyordu. Müzik ve piyano dersleri ise Maestro Guatelli Paşa tarafından veriliyordu. Türkçe derslerinden Ferit Efendi ve Ömer Efendi sorumluydu. Arapça’yı tüm incelikleriyle ünlü bilim adamı Şeyh Hafız Efendi’den öğrenmekteydi.

Henüz onüç yaşında olmasına rağmen genç Şehzade gerçekten de büyük aşamalar göstermiş, kardeşi Abdülhamit’in öğretmenliğini yapacak derecede ilerleme kaydetmiştir. Nitekim bazı törenlere şehzadelerin de katılması zorunluyken. Ancak Abdülhamit’in bulunmayışına ses çıkarılmazdı. Çünkü veraset kurallarının emrettiği şekilde tahta çıkması imkânsızdı. Üstelik sıhhati de bozuktu. Ayrıca yarım yamalak sürdürdüğü eğitim sonucu, Türkçe’nin yanında biraz da Arapça öğrenmişti. Murat eğitimini tamamladığı sıralar, Abdülhamit okuma yazmayı daha yeni yeni sökmüştü. İki Şehzade yaşamlarını birbirlerine tamamen zıt kutuplar altında sürdürürken, Abdülmecit hayata gözlerini yumar ve Osmanlı yasaları gereğince tahta amcaları Sultan V. Murat Abdülaziz geçer. Bu olaydan sonra Murat, yeni İmparatorun bütün kıskançlıklarına katlanmak zorunda kalacaktır. Çevresi casuslarla çevrilidir ve her davranışına kuşkulu gözlerle bakılmaktadır. Köşküne kapanan Murat, artık kendisini daha çok çalışmalara vermiş, özellikle de müzik ve piyanoyla ilgilenir olmuştur.

Abdülhamit’e gelince rahattır. Davranışlarında özgürdür. Peşinde casus dolaşmaz. Zaten Abdülaziz tarafından da herhangi bir özelliği olmayan sıradan bir şehzade olarak değerlen-dirilmektedir. Engeller, baskılar ve çeşitli sıkıntılar Murat’ın alnında çizgiler oluştururken, o gönlünce geçirdiği günler içinde yaşamın tadını çıkarmaktadır. Abdülaziz’in Avrupa gezisi Murat için yeni dertlere kaynak olur.

Genç Şehzadenin III. Napolyon’dan gördüğü yakın ilgi, Paris ve Berlin Hanedanları üzerinde uyandırdığı sempati, Kraliçe Victoria’nın davetlisi olarak Londra’ya gidildiğinde kültürü ve devri kavrayan kişiliği ile çok takdir kazanır. O kadar ki İngiltere Kraliçesi Victoria Hariciye Nazırı Keçecizade Fuat Paşa’ya İngiliz Prenseslerinden biriyle evlenmesini teklif eder. Ancak, Murat’ın bu denli sevilmesinden canı sıkılan, Veliahdını çekemeyen Abdülaziz, Osmanlının “Avrupa Siyasetinde” etki yaratacak bu teklifi reddeder. Gezi boyunca gözler ve sevecen yaklaşımlar, her an bu zarif şehzadeye yöneliktir. Herkes bir gün onun Padişah olacağını bilmekte ve o günü kutlamanın adeta sabırsızlığını yaşamaktadır. Abdülaziz, Murat’ın seyahatini yarıda keserek İstanbul’a dönmesini istese de, buna “Avrupalıları olumsuz etkileriz” sözüyle Fuat Paşa karşı çıkar ve Abdülaziz’i Murat’ı geri yollama düşüncesinden vazgeçirir. Şehzade Murat’ın daha o günlerde Masonlukla ilgilendiği ve o tarihte Prince de Galle (İngiliz Masonluğunun Büyük Üstadı) unvanını taşıyan geleceğin Kralı VII. Edward ile görüşmeleri olmuştur. ”

Paris’te Union et Vertu Locası’nda yapılan bu konuşma, I. Meşrutiyetin ilânından 16 yıl sonra gerçekleşmiştir. Paul Régla’nın haksızlığa uğradığına inandığı bir insanı, – bir insanı diyorum, çünkü Mason olan Paul Régla için o insanın bir şehzade, bir padişah değil, bir Kardeş olması önemlidir – bir Kardeşi, gerçekten de çırpınırcasına bir coşku içinde savunması, bugünlere taşınması ve üzerinde durulması gereken masonik bir öğreti olmuştur.

Meşrutiyete yürüyen adımlar devam eder. Hedef anayasa güvencesi altında halkın sesini duyuracak bir meclisin kurulmasıdır. Şehzade Murat da bu konuşmaların içindedir. Murat’ın Kadıköy’de Fikir Tepesi’ndeki köşkünde Genç Osmanlılarla sık sık toplantılar düzenlenir. Bu toplantıların Şehzade Murat’ın Tekrisinde, önemli bir rol oynadığı açıktır. Murat’la Masonlar arasındaki ilişki, Cleanthi Scalieris(32) aracılığıyla sürdürülmüştür. Nitekim Tekris Celsesi de gizlilik ve Murat’ın güveni nedeniyle, Louis Amiable’ın(33) evinde yapılmıştır. Üstadı Muhterem Cleanthi Scalieris, Şehzade Murat’ın Tekrisini Fransız G.O.’na bir mektupla bildirecektir(34).

Özgürlük ve Eşitlik, Kardeşlik zinciri içinde tamamlanmıştır. Osmanlı tahtına çıkacak Murat, Osmanlıyı çağdaş dünyaya adım atmasına imkân sağlayacaktır. Meşrutiyet ve Anayasa yolun-daki çalışmalar daha da coşkuyla sürdürülür hale gelmiştir. Genç Osmanlıların görüşleri Türk aydınları arasında da giderek yaygınlaşmaya başlar. Genç Osmanlıların gazeteleri ve öteki yayınsal yapıtları, bu yılların Türk toplumunun kültürlü kitlelerinde çok büyük bir ün kazanır. İlk Türk meşrutiyetçilerinin propaganda çalışması, sivil ve askeri aydın sınıfın ve öğrenci gençlerin oldukça dar ortamının dışına çıkmasa da, Genç Osmanlıların başarısı büyük olur. Meşrutiyet, Parlamento, Sorumlu Hükümet, Politik Özgürlük gibi kavramlar, feodal bir yönetimin hüküm sürdüğü bir ülkede, ilk kez ciddi olarak tartışılmaktadır. Meşrutiyet reformları için politik mücadele ortamı hazırlanmıştır. Genç Osmanlılarla daha örgütün kuruluş yıllarında ilişkide olan ünlü devlet adamı Kardeşimiz Mithat Paşa, yabancı devletlerin müdahalesini kaldırmak, Meşrutiyetin gerçekleşmesini hızlandırmak için daha fazla beklenilmemesi gerektiğine işaret eder. Osmanlının özellikle de Avrupa kısmında koşullar, gitgide güçleşmektedir. Devlet borçları 10 yılda 25 milyondan 250 milyona çıkmıştır. Meşrutiyetin önündeki engel padişahtır. Mithat Paşa bu sırada Kabineye memur edilir. Seraskerliğe Hüseyin Avni Paşa, Şeyhülislâmlığa ise Hayrullah Efendi getirilmiştir. Padişah Abdülaziz bu kadronun kararı ile tahtan indirilmiş ve Meşrutiyetin yolu açılmıştır.

Şehzade Murat, şimdi İstanbul Üniversitesi olan o zamanki Harbiye Nezareti binasında tahta geçirilir. Tarih 30 Mayıs 1876’dır ve herkes mutludur. Nihayet Osmanlı için konuşulan o tüm güzel şeyler, tasarlanan reform hareketleri ve nihayet Meşrutiyet hazırlıkları gün ışığına çıkacak, insanlar özledikleri o aydınlık ve hür ortama kavuşacaklardır. Mithat Paşa, Anayasa Tasarısı’nı hazırlamak işini ele alır. Genç Osmanlılardan Namık Kemal ve Ziya Paşa gerekli tasarıyı hazırlayacak komisyona memur edilirler. Çalışmalara şevkle başlanır ve herkes sevinç içindedir. Geleceğe umutla bakmanın mutluluğu yaşanmaktadır. Murat tahta çıkalı henüz dört gün olmuştur ki, Fer’iye Sarayı’nda kapalı tutulan eski Padişah Sultan Abdülaziz’in, bir makasla kol damarlarını keserek intihar ettiği haberi gelir. Tarih 4 Haziran 1876’dır. Murat bu habere kahrolur. Zaten nazik yapılı bünyesi, müthiş bir ruhi sarsıntıya uğramıştır. Bu bir intihar mıdır, yoksa cinayet mi? Murat gerçeği ancak Hüseyin Avni Paşa’nın söyleyebileceğini bilir, ama ne yazık ki hemen ardından o da öldürülmüştür. Hem de Abdülaziz’in eşlerinden birinin kardeşi olan Çerkez Hasan tarafından. Murat ertesi gün sinir bozuklukları ve ruhi bunalımlarla geçen bir gecenin yorgunluğu içinde uyanır. Durumun kötülüğünü sezen annesi Valide Sultan, derhal çok güvendiği Doktor Capoleone’yi çağırır. Murat bir ara iyileşir gibi olur. Tarih 6 Haziran 1876; Abdülaziz’in ölümünden henüz iki gün geçmiştir ki, bu kez Osmanlı katında ikinci korkunç bir olay patlak verir. Yukarda sözünü ettiğimiz Çerkez Hasan, Mithat Paşa’nın konağını basmış ve tabancasıyla içerde toplantı halinde bulunan kabine üyelerinden önüne gelenin üzerine ateş açmıştır. Bazı paşalar, muhafızlar ve hizmetkârlar hayatlarını kaybederler. Murat iyileşiyor derken, bu olay da onu çok hırpalar. Sanki uğursuzluklar birbirini kovalamaktadır. 1 Temmuz 1876 günü Sırbistan ve Karadağ, Osmanlıya savaş açarlar. Zaten sarsılmış olan Kabine, açıklara yeni nazırlar getirerek, askeri harekâtı düzenlemek zorunda kalır. Bütün bu karmaşa içinde Murat iyice bunalmış, ruhi çöküntüye uğramıştır.

Meşrutiyet ve Anayasa hazırlıkları da bu sorunlar içinde ve hele savaş ortamı da doğunca, belirsiz bir süre için bir kenara bırakılır. Nihayet bir ay sonra, yani 1876 Temmuz ayı sonlarına doğru Meşrutiyet konusu Nazırlardan başka yüksek konumlarda olan memurların, Müslüman din adamlarını temsilcilerinin ve Müslüman olmayan dini örgüt Başkanlarının katıldığı çok büyük bir toplantıda görüşülür. Kardeşimiz Mithat Paşa ve Maarif Müsteşarlığı görevinde bulunan Kardeşimiz Ziya Bey, kesinlikle Meşrutiyetin ilânı lehine konuşurlar. Her ikisinin de konuşması hararetli tartışmalara yol açar. Karar kabul edilmez ama, tüm üyelerin inceleyebilmesi için Mithat Paşa’nın Anayasa tasarısının kopya edilerek tüm üyelere dağıtılmasına karar verilir. Mithat Paşa Kardeşimiz gerçekten de insanımız, tarihimiz ve Türk Masonluğu için kalplerde abide olan nadir şahsiyetlerden biridir. Büyük ölçüde ilk ve beklenmeyen vasıflarını Niş valiliği sırasında göstermiştir. Merkezi bugün Sırbistan topraklarına düşen Niş şehri olan bu vilâyet, Paşa’nın valiliğe başladığı sıralarda anarşi içinde kaynamaktadır. Mithat Paşa asayiş, idare teşkilâtı, bayındırlık, ticaret, eğitim ve askeri tesisler alanlarında öyle işler başarmıştır ki, İstanbul’da kendisini kıskananlar, Mithat Paşa’nın da bir gün Mısır’daki Kavalalı Mehmet Ali Paşa gibi imtiyazlar isteyeceği sözleri yaymışlardır.

Mithat Paşa Kardeşimiz bu işler için İstanbul’dan hiçbir tahsisat istememiştir. Bugün Bulgaristan’da hâlâ yaşayan yollara ilk kazmayı vuran Mithat Paşa’dır. Bugün orada ve bizde hâlâ sürüp gelen Zirai Kredi Kooperatiflerinin, Ziraat Bankası’nın ve Emniyet Sandığı’nın ilk kurucusu yine Mithat Paşa’dır. Şimdi Sanat Okulları adını alan ilk Islahathane Mektepleri’ de onun eseridir. Posta şirketleri, sulama kanalları ve bu gibi tesisleri o düşünmüş ve işler hale sokmuştur. Kısacası Tazimatı yapan ve yürüten aydın kişilerle, Meşrutiyeti yaratacak olan kişiler Mithat Paşa’nın çevresinde birleşmektedir. Osmanlı, başta Kardeşimiz Mithat Paşa ve onunla birlikte Meşrutiyet ve Anayasa mücadelesi veren ve adlarından daha önce sık sık söz ettiğimiz Kardeşlerimiz öncülüğünde modern bir dünyaya açılmaktadır.

İngiliz Hariciye Nazırı Lord Derby Sultan V. Murat için “Başta Londra, Paris, Berlin ve Roma, Sultan Murat’ın tahta geçmesini Avrupa siyaseti bakımından yeni bir dönem ve yeni bir yön sayacaktık” der. Sonra devam eder: “Murat’ın şahsı böyle bir değişmeye ve Osmanlıları 1853 -856 Kırım Savaşı’nda olduğu gibi, mülki bütünlüğü Avrupa dengesi için şart bir ülke saymamıza en önemli unsur olacaktı” şeklinde konuşsa da, yaşananlar bu değişikliğe izin vermeyecektir.

Birkaç haftadır yalnızca selâmlıktaki toplantılara katılmak için saraydan ayrılan Murat, şimdi bazen yatıyla bazen de atla günlük geziler yapmaya başlamıştır. Onu “steamer” bir gün Karadeniz’de dolaştırıyorsa, bir diğer gün de daha çok sevdiği Marmara’da gezdirmektedir. Bu gezilerdeki deniz havası, Murat’ı adeta yeniden doğmuşçasına canlandırmıştır. Bu sırada gazeteler, kuşkusuz boşuna bir çaba içinde, Dr. Liedersdorf’un Murat hakkında düzenlediği raporun açıklanmasını istemektedirler. Olaylar bu akış içinde seyrederken, bomba gibi patlayan bir haber herkesi şaşkına çevirir. Aniden İstanbul’u terk eden Viyanalı Doktor Varna’ya dönmüş, Sultan V. Murat da tahttan düşürülmüştür.
Moderatöre Bildir   Logged

Bir gün mutlaka...
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Arsiv
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Bu Sitedeki Ozel Mesajlar PmSpy 1.2.0 Ile Denetlenmektedir
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

vista styLe Design by MagoSa
Smfciyiz Desing Team
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
| chat |bedava sohbet |sohbet odaları | sohbet | mirc |mircturk |Site Map | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | uRLList |
Bu Sayfa 0.082 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu


wWw.Karar.Org
Sitemize üye olarak hizmetlerimizden en iyi şekilde yararlanabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.

_
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir Ayrıca Forumumuzda Mp3 ve Film Paylaşımı kesinlikle yasaktır. Belirtilen konular ile ilgili şikayetlerinizi karar@karar.org adresine bildiriniz.Şikayetiniz acil ise irtibat numaramız +90 0538 420 38 85
eXTReMe Tracker
hosting arkadas