+ Karar.Org | Karar , forum , turkforum , karar forum » Beyin Fırtınası » Makaleler (Moderatör: Master)
 Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

Kullanıcı Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
Konu: Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -  (Okunma Sayısı 5207 defa) Seçenekler Arama
Master
Forum Sahibi
KUVVET KOMUTANI
****



Karma: 28
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3.836

Bilmek kadar mühimdir bildiğini paylaşmak


WWW
Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -



                         
Üye Olun veya Giriş Yapın
IZLE



<a href="http://www.youtube.com/v/Ein-GvqzFkM&amp;NR" target="_blank">http://www.youtube.com/v/Ein-GvqzFkM&amp;NR</a>
« Son Düzenleme: Ağustos 06, 2007, 04:21:34 ÖS Gönderen: Master » Moderatöre Bildir   Logged

Bilmek kadar mühimdir ; bildiğini paylaşabilmek
              
Üye Olun veya Giriş Yapın
              
Üye Olun veya Giriş Yapın
Sedosh
Prenses
er
***



Karma: 11
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 906


Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

Üç yürek, üç fidan, üç güzel insan  Üzgün Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun.Gözlerim dolarak izledim bir kez daha.Paylaşımın için teşekkürler.
Moderatöre Bildir   Logged





“Herhangi bir amaca ulaşmakla yetinmeyeceğiz. Durmadan daha ileriye varmak için çalışacağız.''M.Kemal Atatürk
Master
Forum Sahibi
KUVVET KOMUTANI
****



Karma: 28
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3.836

Bilmek kadar mühimdir bildiğini paylaşmak


WWW
Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

Son cumle :  ' Ve ben 24 yasımda hayatımı Turkiye'nin bagımsızlıgına armagan etmektekn onur duyuyorum'

...
Moderatöre Bildir   Logged

Bilmek kadar mühimdir ; bildiğini paylaşabilmek
              
Üye Olun veya Giriş Yapın
              
Üye Olun veya Giriş Yapın
Sedosh
Prenses
er
***



Karma: 11
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 906


Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -


Deniz Gezmiş Son Mektup

merkez cezaevi 06.05.1972
baba, 
mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış
bulunuyorum. ben ne kadar üzülmeyin dersem
yine de üzüleceğinizi biliyorum. fakat bu durumu metanetle
karşılamanı istiyorum. insanlar doğar, büyür,
yaşar, ölürler. önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı
süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. bu nedenle ben
erken gitmeyi normal karşılıyorum. ve kaldı ki benden
evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında
tereddüt etmemişlerdir. benim de tereddüte düşmeyeceğimden
şüphen olmasın. oğlun ölüm karşısında aciz ve
çaresiz kalmış değildir. o bu yola bilerek girdi ve sonunun
da bu olduğunu biliyordu. seninle düşüncelerimiz
ayrı, ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. sadece
senin değil, türkiye''de yaşayan kürt ve türk halklarının da
anlayacağına inanıyorum. cenazem için avukatlarıma
gerekli talimatı verdim. ayrıca savcıya da
bildireceğim. ankara''da 1969''da ölen arkadaşım taylan
özgür''ün yanına gömülmek istiyorum. onun için
cenazemi istanbul''a götürmeye kalkma. annemi teselli
etmek sana düşüyor. kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum.
kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı
olmasını istiyorum. bilimle uğraşsın ve unutmasın
ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir.
son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı
belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi
devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım.

oğlun Deniz Gezmiş

« Son Düzenleme: Mayıs 17, 2007, 07:55:13 ÖS Gönderen: sdrgn » Moderatöre Bildir   Logged





“Herhangi bir amaca ulaşmakla yetinmeyeceğiz. Durmadan daha ileriye varmak için çalışacağız.''M.Kemal Atatürk
Sedosh
Prenses
er
***



Karma: 11
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 906


Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

23 yaşında idam edilen Hüseyin İnan'ın son mektubu;

Babama, anneme, kardeşlerime ve yakın akrabalarıma,
söyleyecek fazla söz bulamıyorum. Bir insanın sonunda karşılaşacağı tabii sonuç, bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.Üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.İleride durumumu çok daha iyi anlayacağınız inancındayım.Metin olunuz.Üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.Bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar
Sevgiler!..
Yazılacak çok şey var; fakat hem mümkün değil,hem de sırası değil...
Candan selamlar.

Hüseyin İnan




25 Yaşında idam edilen Yusuf Arslan'ın son mektupları

Sevgili Babacığım,

Bu mektubu aldığın zaman ben ebediyen bu dünyadan göç etmiş olacağım. Ne kadar sarsılacağını tahmin ediyorum. Bir-buçuk seneden beri benim yüzümden nasıl üzüntü içinde olduğunuz malûm. Bu son olayı da metanetle karşılamanızı sadece dileyebiliyorum.

Babacığım bu olaydan da annemin ve Yücel’in senin tesellilerine ve desteklerine ihtiyaçları çok. Bunun için ne kadar metin olursan, hem senin sağlığın için hem de onlar için o kadar iyi olur. Elbette ki, yıllarca emek verip yetiştirdiğin bir oğlun, bir günde öldürülmesi kolay göğüslenecek bir olay değildir. Fakat siz benim ne için, kimlere karşı mücadele verdiğimi biliyorsunuz. Ben bu açıdan rahat ve vicdan huzuru içinde gidiyorum. Sizlerin de bu bakımdan rahat ve huzur içinde olduğunuzu ve olacağınızı biliyorum.

Babacığım, annemin ve Yücel’in senin desteklerine muhtaç olduklarını yukarıda söylemiştim. Onları rahat ettirmek için bütün gücünü kullanacağından zaten eminim. Babacığım, burada şunu ilave edeyim ki, Yücel’in hastalığından kendini sorumlu hissediyorum. Yücel için her şeyinizi ortaya koyacağınız konusunda da kuşkum yok. Ablamlar için söyleyeceğim; fazla üzülmesinler, olayın sarsıntıları geçtikten sonra normal hayatlarını devam ettirsinler. Mehtap’a ne diyeyim... Benim için her zaman bol bol öpün.

Babacığım, cezaevinde kalan arkadaşları arasıra yoklarsan, hallerini hatırlarını sorarsan çok memnun olurum. Herbirisi oğlun sayılır. Dışarda bizler için uğraşan dostlarımı ve dostlarını unutmayacağını biliyorum.

Mektubum burada biterken sizi, annemi, Yücel’i, ablamı, Aziz abiyi, Mehtap’ı hasretle kucaklarım babacığım... Sağlıcakla kalın.

Hoşçakalın

T. Yusuf Arslan

2 Mayıs 1972

Not: Akrabalara da bir mektup yazdım. Fakat belki vermeyebilirler.

Bütün Akrabalara,

Bu mektubumu okuduğunuz zaman artık aranızda olmayacağım. Mektubumu Senatonun idamlarımızı tasdik ettiğini öğrendiğim anda yazıyorum. Şundan emin olmalısınız ki, bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır. Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır.


Ben, halkımın kurtuluşu, Türkiye’nin tam bağımsızlığı için savaştım. Sizler beni tanıyorsunuz. Bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler, vatan satıcıları, işbirlikçiler ellerindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış, vatan haini, dışardan emir alan, bölücü, anarşist diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar. Bu bir avuç azınlığa göre vatanseverlik; vatan satmak, yabancılarla işbirliği yapmak, NATO’yu, Amerika’yı savunmak, 6. Filoyu ağırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak, işçinin grev hakkını engellemek, Amerika’ya ve emperyalizme hizmet etmektir.

Biz bunlara karşı çıktık. Bunun için biz vatan haini, onlar vatansever oldular.

Bizi bu mücadelemizden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile asacak olanlar bilmelidirler ki; biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesi uğruna şerefimizle bir defa öleceğiz. Bizi asanlar, ...


Son sözüm; Yaşasın İşçiler, Köylüler! Yaşasın Devrimciler! Yaşasın Halkımın Kurtuluşu ve Bağımsızlığı İçin Savaşanlar! Yaşasın Tam Demokratik Türkiye’nin Kurulmasından Yana Olanlar! Kahrolsun Emperyalizm! Kahrosun ... Faşist Koalisyonu!
Moderatöre Bildir   Logged





“Herhangi bir amaca ulaşmakla yetinmeyeceğiz. Durmadan daha ileriye varmak için çalışacağız.''M.Kemal Atatürk
yesil
Forum Admin
er
*****



Karma: 5
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 899

Bildiğim Bir Tek Şey Var,Hiç Bir Şey Bilmediğim


Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

utansın karanlık
utansın toprak
ağlasın gokyuzu
kızarsın şafak
üç yurek
üç fidan
üç güzel insan
devrimin üç buyuk dillere destan
denizim ol
yusufum ol
yoldaşım ol
huseyinim ol

zamanın gunduze çaldığı bir şafak
ilkbaharın sonbahara çevirdi
dunyanın dönuşu ile olume aktı zaman
guneş süsü verilmiş cellat
bembeyaz karanlığı aldı göturdu canlarım
ve
3 deniz
3 yusuf
3 huseyin
3 yurek
3 can
3 sonsuz

yuruduler dar ağacına korkusuz
adımları hapse girsede sorgusuz
asılırmı bu
3 yurek
asılırmı 3 haval sorgusuz
denizlerin yusufların huzeyinlerin turkusudur bu 
dalgalar meydanlar  dağlar söyler bu turkuyu
baldırandır yureğimizdeki ey yoldaş
golgesiz ve kefensiz gidenlerin turkusudur bu
ağıtsız ağlamaksız halaylı turkulu uğurlarız gidenlerimizi
şimdi
şimdi
savurup butun huzunleri kohne bir zamana
meydan okumak zahir aynalara
ilkbaharda kanayan bir yaprak misali
savrulmak özgürlüğe esen ruzgarda

bir şarkı
bir şiir
bir ıslık
bir ruzgar selamı ile gidenlerin

denizlerin yusufların huseyinlerin turkusudur bu....
Moderatöre Bildir   Logged

"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
yesil
Forum Admin
er
*****



Karma: 5
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 899

Bildiğim Bir Tek Şey Var,Hiç Bir Şey Bilmediğim


Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

....
Üye Olun veya Giriş Yapın
Moderatöre Bildir   Logged

"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
yesil
Forum Admin
er
*****



Karma: 5
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 899

Bildiğim Bir Tek Şey Var,Hiç Bir Şey Bilmediğim


Deniz Gezmis kimdir..

Deniz Gezmiş Kimdir?


--------------------------------------------------------------------------------
BİA Haber Merkezi
04.05.2001     
--------------------------------------------------------------------------------
BİA- Deniz Gezmiş, Ankara'nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947'de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul'da bitirdi.

1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965'te Türkiye İşçi Partisi'nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968'de Hukuk Fakültesi'nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968'de Samsun'dan İstanbul'a Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.

1969 Haziran'ında Filistin'e giderek Eylül'e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969'da yakalandı ve Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu(THKO) kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı.
9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972'de idam edildi.
Moderatöre Bildir   Logged

"Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın. Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
ÖNEMLİ OLAN; HAYATTA EN ÇOK ŞEYE SAHİP OLMAK DEĞİL, EN AZ ŞEYE İHTİYAÇ DUYMAKTIR."
Sedosh
Prenses
er
***



Karma: 11
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 906


Deniz gezmiş in avukatının ağzından idam anı

Avukat Halit Çelenk: Yusuf, pencereden Deniz’in son nefesini verişini izledi. Yusuf infaz edilirken de, Hüseyin’i odaya getirdiler ve o da, Yusuf’un infazını saniye saniye gördü

11.01.2007 11:57
Bugün 87 yaşında olan, 5 yıldır kanser ve astım tedavisi gören, bir dönemin tanığı Avukat Halit Çelenk, Ankara Bahçelievler’deki evinin kapılarını bir gazeteye açtı. 68 kuşağının önderleri, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın, 6 Mayıs 1972 sabahı Ankara Ulucanlar Cezaevi’nin avlusunda darağacına gidişlerine avukat Mükerrem Erdoğan’la birlikte tanıklık eden Çelenk, “İdam Gecesi Anıları” adlı kitabında dahi söz etmediği önemli bir olayı  anlattı. Çelenk’in “Bir türlü gözümün önünden gitmiyor” dediği saatler şöyle:



YUSUF PENCEREDEN İZLEDİ

Ulucanlar Cezaevi’nin avlusunda kurulan darağacı, başgardiyanın odasının penceresinden net bir şekilde görülüyordu. Biz cezaevine geldiğimizde Deniz bu odaya alınmıştı ve pencerenin tam karşısındaki koltukta oturuyordu. Deniz’in biraz sonra can vereceği darağacı, tam karşısında duruyordu. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Deniz’i darağacına çıkardılar. İnfaz sürerken, odaya Yusuf’u getirdikler. Yusuf, pencereden Deniz’in son nefesini verişini izledi. Yusuf infaz edilirken de, Hüseyin’i odaya getirdiler ve o da, Yusuf’un infazını saniye saniye gördü. Bunu kitabımda bile yazmadım, sadece Yusuf Aslan’ın, “Duydum Deniz’in sesini” sözlerine yer verdim. Biraz sonra aynı darağacında ölecek birine, arkadaşının infazını seyrettirmekten daha ağır bir işkence olabilir mi?



25 dakika can çekişti
İNFAZ kesinleşince darağacında can vermenin ne kadar süreceğini düşündüm. Hukuk Fakültesi’nde okuduğumuz “Adli Tıp” kitabında, asılarak ölümün birkaç dakika içinde gerçekleşeceği yazıyordu. Deniz’in infazını unutamıyorum. Deniz’in can vermesi tam 25 dakika sürdü. 87 yıllık yaşamda geçirdiğim en kötü zaman dilimi olan o dakikalardaki çaresizliğimi anlatamam. Avukat arkadaşım Mükerrem Erdoğan’la birlikte cezaevi doktoru ile tartışmaya başladık. Bunu fark eden cellat yanımıza yaklaştı ve “Deniz çok ağır olduğu için ip kopmasın diye çift ilmik kullandım. İnfaz çift ilmik kullandığım için uzadı” dedi. Birkaç dakika içinde sona erecek olan infazın, çift ilmik atılarak 25 dakika sürmesinin adı da, “işkencedir”. Cellatın açıklamasından sonra duruma itiraz edince, Yusuf ve Hüseyin’in infazlarında tek ilmik kullanıldı.

87 yılımın en zor anı

Halit Çelenk idam gecesini “87 yıllık yaşamda geçirdiğim en kötü zaman dilimi olan o dakikalardaki çaresizliğimi sizlere anlatamam” sözleriyle ifade etti. Çelenk idamın üzerinden 35 yıl geçmesine karşın o geceyi dair her şeyi çok net hatırlıyor.

Mahkeme başkanı sigara içti

DENİZLERİN idamı sırasında gözümün önünden gitmeyen bir başka sahne ise, idam cezasını veren mahkemenin başkanı Ali Elverdi’nin, bir ağaca dayanarak sigara içmesidir. Deniz, Yusuf ve Hüseyin darağacına doğru yürürlerken Elverdi, sigarasını tüttürüp havaya üflüyordu. Ben bu davranışı da, bir işkence olarak tanımlıyorum. Çünkü o sigara acı değil, bir keyif sigarasıydı.

Deniz’in ayakları masaya değdi

DENİZ, sehpaya çıkarıldıktan sonra ayaklarının altındaki tabureyi kendisi tekmeledi. Tabure masanın üzerinde bir süre döndükten sonra düştü. Ancak Deniz boşlukta asılı kalmadı. Çünkü boyu uzun olduğu için ayakları masaya değiyordu. Bu durumu gören Savcı Yardımcısı Veysi Sami, cellatı uyararak, “masayı çek, masayı çek” diye bağırdı. Bu süre içinde Deniz’in bilinci büyük bir ihtimalle yerindeydi. Darağacındaki kişinin o saniyelerde neler yaşadığını düşünebiliyor musunuz? Deniz’in boyunun uzun olduğunu bile bile, ayaklarının değeceği bir masa konulması, “işkence”den başka hangi sözle açıklanabilir?
Moderatöre Bildir   Logged





“Herhangi bir amaca ulaşmakla yetinmeyeceğiz. Durmadan daha ileriye varmak için çalışacağız.''M.Kemal Atatürk
Sedosh
Prenses
er
***



Karma: 11
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 906


Mayıs Ayı Hayatımız Gibiydi..

Mayıs, benim için öfke ve direniş ayıdır. Mayıs, benim için hüzün ve yenilgidir.

Mayıs ayı bitmez. Tam bitecekken yine gelir ve kendisini hatırlatır...

Mayıs ayı, eve geldiği ürpertici bir gecede, bizim çocukları astılar, diye kesik kesik ağlayan babamdır...

Bu ülkenin onuru, masumiyeti, direnişi, temiz kalmış son çocukları asılmıştır mayıs ayında, ama mayısın hıncı ve kurbanları bitmemiştir yine de...

Mayıs ayı, Almanya’nın Köln şehrinde bana sonsuz bir hasretle sarılıp, sen İstanbul kokuyorsun, diyen Atilla Keskin’dir en çok... Çünkü, mayısın bütün öfkesi, direnişi, hüznü, yenilgisi, bitmeyen istekleri ve son kurbanı onda toplanmıştır...

En sevdiği, canından çok sevdiği insanları hep mayıs ayı içinde yitirmiştir o...

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte yola çıkmıştır. Aynı hareketin, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun öncüleridir hepsi. Özgürlük ve adalet istemişlerdir. Bağımsız bir ülke ve o ülkede halkların kardeşçe yaşamasını istemişlerdir. Türkiye’yi yerinden oynatmışlardır...

Halklar inanmıştır bu çocukların haklılığına ve taleplerine. Bir subay olan babam dahi, bir mayıs gecesi, bizim çocukları astılar, diye ağlıyorsa, yeniden geri dönüp o günlere bir kez daha ve derinden bakılmalıdır...
Ama kırılgandır tarih. İyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğe ve zulme çalışır. Nitekim öyle oldu...
Yakalandı bizim çocuklar. Askeri mahkemelerde yargılandılar. Kalbi bu çocuklarla olanlar umutlarını ve heyecanlarını korkunun karanlığında gizlediler...

Askeri mahkemeden 18 idam çıkar... Hakkında idam kararı çıkanlardan biri de Atilla Keskin’dir...
Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i Mamak Askeri Cezaevi’ndeki ön hücrelere tek tek koyarlar. Belli ki onların idamı kesindir artık. İntihar etmesinler diye de hücrelerindeki lambalar koridora alınmıştır. Hüseyin İnan’ın, yani herkesin benimsediği ismiyle Dede’nin elinde “Gerilla Savaşı ve Marksizm” adlı kitap vardır ve çok az bir zaman sonra idam edileceğine hiç aldırmadan, bütün dikkatiyle okumaktadır... Yusuf Aslan’ın hücresinin duvarında ise Pir Sultan Abdal’ın resmi asılıdır. Resimde, Pir Sultan Abdal’ın boynuna idam ilmeği geçirilmiştir. Tarihin kırılganlığı devam etmektedir...

Yusuf Aslan bir ara hücresinden arkadaşlarına seslenir: Biz gidiciyiz, bu kesin... Kendinizi sıkı tutmalısınız! Belli ki mapusluk süreci bu kez uzun olacak sizin için. Biz gittikten sonra üstünüze çok geleceklerdir. Kendinize bir uğraş bulun. Bol bol okuyun, hatta ikinci bir dil öğrenmeye çalışın. Yoksa zamanı tüketmeniz kolay olmayacaktır...

İdamla yargılandıkları halde, birbirleriyle şakalaşmaktan geri kalmayan, ölüme bile güle oynayarak, yaşam sevinçlerinden bir nebze bile yitirmeden giden insanlardır bunlar...

Hücrelerine dadanan ve yakalayıp Abdürrezzak adını verdikleri bir fareyi kuyruğundan iple asıp, fareden çok korktuğunu bildikleri Yusuf Aslan’ın hücresinin önünde sarkıtan, onu ranzasının en üst noktasına tırmandırıp arkadaşlarından can hıraş feryatlarla yardım istemesine en masum neşeleriyle gülen bu çocukları nasıl unutur ki insan...

O Yusuf ki, tutuklamalarından birinde polisler bıyıklarına bakıp, bunlar ne biçim bıyık ulan..., diyerek yoldukları için ve başka tutuklanışında polislere bu zevki bir daha tattırmamak için sorgudan önce, kendi bıyıklarını kendisi yolan; o Yusuf ki; elleriyle boğazını sıkıp, dilini dışarı çıkararak, bakın işte, beni astıklarında görüntüm böyle olacak! , diyerek kendi ölümüyle bile alay eden, yaşam dolu ve korkusuz bir insandı...
Deniz, bambaşkaydı benim için. Herşeyden önce babası Cemil Gezmiş, babamın arkadaşıydı. Kadıköy’ün, masaları yeşil örtülü, o yoksul esnaf kahvelerinde buluşup, acı çaylar içer, idamların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini konuşurlardı...

Deniz bambaşkadır benim için. Atilla Keskin’in görüş günlerine gelen abisinden Rodrigez’in gitar konçertosunu getirmesini istemiştir... Sarıldığım devrimciliktir onunkisi... Hep sevgiden sözeden Che Guevera gibidir… Yaşam sevinci, coşku, espri, hüzün ve duygusallıktır o... Rodrigez, belki de ilk kez onun varlığında, aynı anda yaşama ve ölüme çalmıştır gitarını, son bir kez içilen bir bardak hapishane çayı, son kez ciğerlere çekilen bir nefes sigarayla birlikte...

Hüseyin İnan ise okur, düşünür ve yorumlar. Hareketin gizli öncüsü odur. Boşa konuşmaz, herkes ona inanma ihtiyacı duyar. Eylemleriyle kanıtlar düşüncelerini. Sakin ve bilgedir. Bu yüzden arkadaşları ona “Dede” derler...

Ama dedim ya, kırılgandır tarih, iyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğe ve zulme çalışır...
Önce Deniz’i götürürler idam sehpasına… Deniz, masaya çıkmadan önce, orada hazır bulunanlara, bizi cezaevinden yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler; ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler; postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmesini istemem, diye bağırır. Sonra gardiyanlar onu masaya çıkartır. Bir gardiyan ilmeği açar, genişletip, boğazından geçirir. Deniz o anda son sözlerini söylemeye başlar: Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm! ..
Deniz asılırken Yusuf Aslan’ı getirirler oraya ve Yusuf Aslan oradakilere, duydum Deniz’in sesini, der. Darağacı bu defa onun için hazırlanır. Yusuf çıkar bu defa taburenin üzerine ve son kez şöyle der: Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için, bir defa, şerefimle ölüyorum. Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle hergün öleceksiniz! Bizler halkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika’nın… Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm! ..

(İnanın o yılları yaşayan biri olarak, bunları yazmak hiç kolay değil. Yirmi iki-yirmi üç yaşındaki o insanların bu sonsuz cesareti ve inancı karşısında hayranlıkla birlikte, derin bir utanç da duyuyorum. Utanıyorum, çünkü bugün ülkemizin üzerinde Çatlı’nın faşist ruhu dolaşıyor. Utanıyorum, çünkü bu ülkede birçok lisede gençler kendilerine örnek insan diye, Çatlı’yı seçmiş. Utanıyorum, çünkü Çatlı’nın ev arkadaşı, iş arkadaşı olduğunu söyleyen birileri, pervasızca ve sanki hiçbir şey olmamış, sanki onca insan boşuna ölmüş gibi, yanıbaşımızda ahkam kesebiliyor...)

Ve sonra sıra Dede’ye, Hüseyin İnan’a gelir. Sigara içip içmeyeceğini sorarlar. İçmeyeyim, der. Sonra orada bekleyenlere döner ve ayağındaki lastik ayakkabıları göstererek: Söyleyin babama, yarın ayağımdaki bu lastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye, üzülmesin. Askeri cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler. Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun... Savcı, sözünü kesmek için, sehpaya çık, diye bağırır. Hüseyin İnan, masanın üzerinde, gayet sakin; sabırlı ol, çıkacağım, der. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde son sözlerini söyler yüreklice: Ben, şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm! ..

Diner ağır kapıların ve acımasız kilitlerin gürültüsü... Diner zincir şakırtılarının sesi...1972 yılının 6 Mayıs’ıdır...
Bir kişi daha götürülse idama bu Atilla Keskin olacaktır. Ama daha başka kimse götürülmez. Son idam edilen Hüseyin İnan’dır. Ama vasiyeti kalır Atilla Keskin’de... İdama, darağacına götürülürken, Hüseyin İnan, can yoldaşından, Atilla Keskin’den tek bir şey ister: Eğer birgün kurtulursan bu zindanlardan, eğer birgün özgür olursan, bir sevdiğin olursa ve ondan da bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy…
Ölmeden önceki son isteği budur Dede’nin...

Aylardan mayıstır. Zulüm ve dostluk; inanç ve erken ölüm birbirine karışmıştır, ama unutulmayan tek bir şey vardır: Verilen sözler... İnsanın alnına yazılır. Üstelik aylardan mayıssa ve darağacına giden insanlar en sevgili arkadaşlarsa, dostlarsa, umutlarsa, direnişlerse ve sözkonusu olan, onların son dileğiyse...
Atilla Keskin, Mamak ve Niğde cezaevlerinde dört sene kaldıktan sonra,1977 yılında yurtdışına çıkar. Kendi gibi yürekli bir kadını sever. Bu kadından bir oğlu olur. Unutmak mümkün müdür o son sözleri: Eğer yaşarsan, eğer bir kadını seversen, eğer ondan bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy...
Ve dünyaya gelir o çocuk. Hiç şüphesiz, adı Hüseyin İnan olur. Dede İnan...

Almanya’dır gurbetin adı… Aradan yıllar geçer, Hüseyin İnan büyür. Sürgünlük büyür, büyür vatan hasreti, büyür yirmi iki-yirmi üç yaşında asılan yoldaşların özlemi...

Ve birgün, küçük Hüseyin İnan, spor yaptığı yerden dönerken, sırt çantası yoldan geçen bir kamyona takılır. Tekerleklerin altına sürüklenir birden Dede İnan. Ve o an can verir... Ve ne acıdır ve ne tuhaftır ki, aylardan mayıstır... Oğluna benim adımı koy, diyen yoldaşın adını taşıyan ilk oğlu, ilk gözağrısı yine mayıs ayında alınmıştır Atilla Keskin’in elinden. Alınmıştır yaşamdan...

Mayıs devlet midir? … Mayıs öfke ve direniş midir? … Mayıs zulüm müdür? … Mayıs hüzün müdür? … Mayıs, bu ülkenin asılan son masum ve lekesiz çocukları mıdır; kırılan tarih mi, yoksa hayatın ta kendisi midir mayıs? … Nedir mayıs? ...

Masumken ölmüştür Hüseyin İnan, tıpkı ismini aldığı Hüseyin İnan gibi, onun yoldaşları gibi… Bu yüzden annesi, beyaz bir tabuta konulmalı, diye diretir. Almanya’da günlerce beyaz ve küçük bir tabut aranır. Sonunda bulunur o beyaz tabut. İçine Hüseyin İnan konur… İçine Türkiye konur… İçine, bu ülkenin yitip giden masumiyeti, darağacına korkusuzca, hatta güle oynaya giden ve kendi ölümleriyle bile alay eden lekesiz, yiğit çocukları konur...

12 yaşındaki İnan’ın arkadaşları, mezara o an üzerlerinde ne varsa, çiçeklerini, kasetlerini, ayakkabılarını, wolkmenlerini, şapkalarını atarlar...

Ağlamak ayıptır ya devrimciler için, hep içimize akıtırız ya o içimizi dağlayan gözyaşlarını… Yüreği avucunda bir şair bozar bu kalpsiz geleneği; Atilla Keskin’in en yakın dostlarından şair Nihat Behram bozar… Ben ağlıyorum ve kimseden izin almıyorum, der... Ve işte o an boşanır gözyaşları... Ve Atilla Keskin, yoldaşları birkaç metre ilerde asılırken ağlamayan Atilla Keskin, tam 21 yıl sonra, ilk oğlu Hüseyin İnan’ın mezarı başında ağlamaya başlar.

22 yıldır dönemediği ülkesi Türkiye için, o cesur ve yiğit yoldaşları için, hergeçen gün yokedilen masumiyetler ve inançlar için, kirletilen umutlar için ve bunların hepsini o kısacık, o ceylan ömründe taşıyan ilk oğlu Hüseyin İnan için ağlar. Doyasıya ve katıksız ağlar. Onca yıl, biriktirdiği herşey için, sustuğu ve içine attığı herşey için... Tıpkı babamın, bir mayıs ayında, bir gece vakti eve gelip ve hepimizi uyandırıp, biliyor musunuz, bizim çocukları astılar, diye ağlaması gibi...

Yine de özlenir hayat, yine de özlenir ne kadar kirlense de Türkiye ve İstanbul… Ve Atilla Keskin, bana memleket hasretiyle sarılıp, sen de İstanbul’un kokusu var, diye gözyaşlarıyla sarılır...

Bir kere gelenek bozulmuştur. Artık çok şey birikmiştir içimizde. Zehirlenmemek için, ne hissediyorsak öyle olmalıyız ve öyle davranmalıyızdır...

Ve Nihat Behram,12 yaşında, evine dönerken bir kamyon altında kalan Hüseyin İnan için şu dizeleri okur mezarının başında:

“Acıların sessiz, sözsüz kuşlarını bıraktın şarkılarımıza...
Ölümlerde ağlanmasın diye ezberlemiştik; senin için ağladık...
Çünkü, bahar günü yürek taşımanın ölçüsüydü senin için ağlamak...
Can üstünde parçalamış senin gibi bir çiçeğe ağlanır...”

Anladım, mayıs herşeydi… Öfkeydi, direnişti, zulümdü, yenilgiydi; o cesur ve yiğit yoldaşlardı, ölümüyle alay eden Yusuf Aslan’dı, babası üzülmesin diye ayakkabılarını arkadaşlarına hediye ettiğini söyleyen Hüseyin İnan’dı; asılmadan önce son kez dinlenen Rodrigez’in gitar konçertosu eşliğinde içilen son çay ve son sigaraydı; babamın, bizim çocukları astılar, diye kesik kesik ağlamasıydı; Atilla Keskin’in, sen İstanbul kokuyorsun, diye bana sarılmasıydı mayıs ayı... Beyaz bir tabutun başında hep birlikte söylenen son dizelerdi...

Mayıs hayatımız gibiydi. Doyasıya aşık olduğumuz, tekrar tekrar sevişsek de o hep özlediğimiz yere bir türlü ulaşamadığımız, bu yüzden acı çektiğimiz, acı çektikçe hasretle bağlandığımız sevgilimiz gibiydi mayıs ayı...
Mayıs hayatımız gibiydi


Cezmi Ersöz / Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kitabından alıntıdır.
Moderatöre Bildir   Logged





“Herhangi bir amaca ulaşmakla yetinmeyeceğiz. Durmadan daha ileriye varmak için çalışacağız.''M.Kemal Atatürk
köprü
Forum Admin
TEĞMEN
*****



Karma: 37
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.710


WWW
Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

paylaşim için teşekkürler
Moderatöre Bildir   Logged

Sedosh
Prenses
er
***



Karma: 11
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 906


Mayıs Ayı Hayatımız Gibiydi..

Tüm kitaplarını zevkle ve soluksuz okuduğum Cezmi Ersöz'ün bu yazısı beni ayrı bir etkilemiştir hep...Mayıs ayı bitmeden sizlerle de paylaşmak istedim!
« Son Düzenleme: Mayıs 21, 2007, 06:11:19 ÖS Gönderen: Sedosh » Moderatöre Bildir   Logged





“Herhangi bir amaca ulaşmakla yetinmeyeceğiz. Durmadan daha ileriye varmak için çalışacağız.''M.Kemal Atatürk
köprü
Forum Admin
TEĞMEN
*****



Karma: 37
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1.710


WWW
Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -


Üye Olun veya Giriş Yapın
bu resim video da çok güzel
Moderatöre Bildir   Logged

nazli
er
*


Karma: 0
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6


Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

etkilendim
Moderatöre Bildir   Logged
cerencan
Forum Admin
KUVVET KOMUTANI
*****



Karma: 17
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 3.637

PITIRCAN


WWW
Deniz Gezmis Savunma - Kendi Sesinden -

etkilenmemek elde değil gercekten güzel paylaşım için teşekkür ederim
Moderatöre Bildir   Logged


Sayfa: [1] 2   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer: