Abdülhaluk Mehmet Çay

08 Mar 2009 · Kategoriler: Biyografi · Yorum 

Abdülhaluk Mehmet Çay ( 1945) İSKİLİP - 1945, İsmail, Nuriye - İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Aynı Fakültede Doktora - Fransızca, Farsça - Prof. Dr., Öğretim Üyesi - Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Üyesi, Türk Tarih Kurumu Asli Üyesi, TÜDEV Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı Kurucu Üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı - Devlet Bakanı- Evli, 2 Çocuk.

Abdülhakim Arvasi

08 Mar 2009 · Kategoriler: Biyografi · Yorum 

Abdülhakim Arvasi ( 1865)- (1943) Seyyid Abdülhakîm Arvâsî (r. aleyh) Son asırda yetişen, zahir ve batın ilimlerinde kamil ve dört mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir, büyük alim ve ruh bilgilerinin mütehassısı büyük veli. Allahü tealanın emir ve yasaklarını insanlara anlatan ve kendilerine Silsile-i aliyye adı verilen büyük alimlerin otuz dördüncüsüdür. Babası Seyyid Mustafa Efendidir. 1865 (H. 1281)te Van’ın Başkale kazasında doğdu. 1943 (H. 1362)te Ankara’da vefat etti. Kabirleri Ankara yakınındaki Bağlum kasabasındadır.

Babası Seyyid Mustafa Efendi ve bütün dedeleri, zamanlarının alim ve fadılları idiler. Imam-ı Ali Rıza bin Musa Kazım soyundan olup, seyyid oldukları Irak’taki şer’i mahkeme defterlerinde yazılıdır. Arvasi ailesi, altı yüz seneden beri ilim yaymakla ve en üstün insanlık meziyetlerinde nümune olmakla tanınmış ve halk arasındaki ayrılıkları gidermekte, milli birliği sağlamakta büyük vazifeler üstlenmiş ve bunları devam ettiregelmişlerdir.

Ilk tahsilini babasının huzurunda gördü. Daha sonra Arvas’a giderek yüksek tahsilini zamanın en büyük alim ve evliyası Seyyid Fehim Arvasi hazretlerinin huzurunda tamamladı. 1300 hicri sene başında ilm-i sarf, nahv, mantık, münazara, vad’, beyan, meani, bedi’, belagat, kelam, usul-i fıkh, tefsir, tasavvuf, ulum-i hikemiyye yani hikmet-i tabi’iyye (fizik, biyoloji), hikmet-i ilahiyye, riyaziyye (yani matematik, geometri), hey’et (astronomi) gibi zahir ilimlerde icazet (diploma); tasavvufun Nakşibendiyye, Kadiriyye, Küfreviyye, Sühreverdiyye ve Çeştiyye yollarından hilafet aldı. Başkale’de otuz yıl kadar tedris ve irşad ile meşgul oldu. Yani ders okuttu ve insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını anlattı.

1914 (H. 1332)te Birinci Dünya Harbi çıkıp Ruslar Doğu Anadolu’yu işgal edince, Başkale’den hicret edip, Irak’a, oradan Adana, Eskişehir ve 1919 (H. 1337)da Istanbul’a geldi. Eyyub Sultan’da önce yazılı medreseye, sonra Gümüşsuyu Tepesindeki Mürteza Efendi Dergahına yerleşti ve Kaşgari Hanekahı meşihatına tayin olundu. Islam halifelerinin ve Osmanlı Sultanlarının sonuncusu olan Sultan Vahideddin tarafından Medrese-i mütehassısin denilen Ilahiyat Fakültesinde tasavvuf müderrisi yani ordinaryüs profesörü olarak 8 Zilkade 1919 (H. 1337) tarihli ferman ile tayin edildi.

Anadolu’da çarpışan Kuvay-ı Milliyenin galip gelmesi için para, mal ve dua ile yardım edilmesi, eli silah tutanların onlara katılmaları için milleti teşvik ederek çok kimseyi Anadolu’ya gönderdi. Çok yardım yapılmasına sebep oldu. Uzun zaman irşad, vaz ve tedris ile meşgul olup hayatının sonuna doğru Izmir’e gönderildi. Zor şartlar altında Izmir’de kaldığı sırada ihtiyarlığın da verdiği takatsizlikle hastalandı. Ankara’ya getirildi. Ankara’ya geldikten birkaç gün sonra 27 Kasım 1943 (H. 1362) tarihinde sıkıntılarla dolu dünyadan ahirete intikal etti. Ankara’nın kuzeyinde bulunan Bağlum nahiyesinde defnolundu. Kabri ziyaret edilmekte, huzurunda yapılan dualar kabul olunmaktadır.

Seyyid Abdülhakim Arvasi’nin üç oğlu ve iki kızı vardı. Kızlarından Şefia Hanım, hicrette Musul’da vefat etti. Enver Medeni de hicret esnasında 1918 (H. 1336)de Eskişehir’de vefat etti. Ikinci oğlu Ahmet Neyyir Mekki Üçışık Efendi uzun zaman Üsküdar ve Kadıköy müftiliği yaptı. Kadıköy müftisiyken 1967 (H. 1387)de Istanbul’da vefat etti. Üçüncü oğlu Seyyid Münir Üçışık, Istanbul Belediyesinde satış memurluğunda çalışmış, doğruluğu, çalışkanlığı güzel ahlakı ile etrafının sevgisini kazanmıştı. 1979 (H. 1400)da Izmir’de vefat edip Ankara’nın Bağlum kasabasına defnedildi. Ikinci kızı Maide Hanım, eski Van mebusu Seyyid Ibrahim’in zevcesiydi. Seyyid Ibrahim vefat etmiştir. Maide Hanım, Ankara’da damadı Seyyid M. Emin Garbi ve kızı Ümmü Gülsüm hanımefendi ile birliktedir.

Seyyid Abdülhakim Arvasi vücutça gayet mutedil ve kusursuzdu. Buğday tenliydi. Alnı geniş ve açıktı. Kaşları birer hilal gibi olup, kabarık ince ve ölçülüydü. Nur bakışlı gözleri iriceydi. Burnu ahenkli ve normalden büyükçeydi. Yüzü zaifçe olup sakalı sıktı. Bedeni iri yapılı olup, insana mutlak surette hürmet telkin edici bir vakar ve heybeti vardı.

Her hali ve hareketi ile Islamiyete uyardı. Çok mütevazi olup; “Ben” dediği işitilmemişti. Çok heybetli ve temkin sahibiydi. Çok misafir severdi. Yardım yapmaktan hoşlanırdı. Ziyaretlere gider, davetlere icabet ederdi.

Seyyid Abdülhakim Arvasi din bilgilerinde ve tasavvufun ince marifetlerinde derin bir derya idi. Üniversite mensupları, fen ve devlet adamları, çözülemez sandıkları güç bilgileri sormaya gelir; sohbetinde, dersinde bir saat kadar oturunca, cevabını alır; sormaya lüzum kalmadan o bilgi ile doymuş olarak geri dönerdi. Teveccühünü, sevgisini kazananlar, sayısız kerametlerini görürdü. Çok mütevazi, pek alçak gönüllüydü. Eyyub Sultan, Fatih, Bayezid, Bakırköy, Kadıköy, Beyoğlu’nda Ağa Cami-i şerifleri kürsilerinde senelerce ilim neşretmiştir.

Seyyid Abdülhakim Arvasi ayrıca Vefa Lisesinde öğretmenlik yapmış, Sultan Selim Cami-i şerifi yanındaki Süleymaniyye Medresesinde, tasavvuf müderrisi (profesörü) iken Er-Riyad-üt-Tasavvufiyye kitabını yazmıştır. Tasavvuf hakkında risale büyüklüğünde müteaddid mektupları vardır. Mevlid okunmasının ve tesbih kullanmanın başlangıc ve meşruiyeti hakkında bir risale, Rabıta-i Şerife Risalesi, Sahabe-i Kiram ve Ecdad-ı Peygamberi risaleleri, Islam Hukuku, Keşkul ve Sefer-i Ahiret isimli eserleri, Arabi, Farisi ve Türkçe şiirleri pek kıymetlidir.

Yetiştirdiği seçkin din adamlarının en selahiyyetlisi; çeşitli din ve fen kitaplarının yazarı, eczacı, kimyager ve emekli öğretmen albay Hüseyin Hilmi Işık beyefendidir. 1929′dan 1943 senesine kadar o büyük zattan ders almış, Arabi ve Farisi tercümeler yaparak gençliğe hizmet için çalışmıştır. Türkçe, Arabi, Farisi, Almanca, Fransızca ve Ingilizcenin yanında, başka dillerde de çeşitli din kitapları neşretmiştir. Bütün ilim ve feyzini, Abdülhakim Arvasi’den aldığını eserlerinde belirtmektedir.

Abdülhakim Arvasi’nin kıymetli görüşlerinden biri şöyledir: “Insanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk’a karşı şirk ve müşrikliktir.Ilim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesad karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir.Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz.Hakk’ı tanımadıkça, Hakk’ı sevmedikçe, Hak tealayı hakim bilip, O’na kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak’dan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.”

Abdülhak Şinasi Hisar

08 Mar 2009 · Kategoriler: Biyografi · Yorum 

Abdülhak Şinasi Hisar ( 1888)- (03.05.1963) Cumhuriyet dönemi romancılarından, yazar. 1888′de İstanbul’da doğdu. Münevver ve Hazine-i Evrak gazetelerini çıkarmış olan Mahmud Celaleddin Beyin oğludur. Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi)den mezun olduktan sonra yüksek tahsilini
Paris’te Ecol Libre des Science Politiques’te yaptı.

Küçük yaşta bir Fransız mürebbiyeden Fransızca, Tevfik Fikret’ten de Türkçe dersleri aldı. Çocukluğu Boğaziçi, Büyükada ve Çamlıca gibi İstanbul’un en güzel yerlerinde geçti.

Mektep ve çevresinin tesiri ve batılı tarzda eğitilmiş olmasının bir neticesi olarak; geçmişe karşı menfi görüş ve geçmişi hafife alış ve peşin hükümlerle dolu ruh ve kafa ile Paris’e giderek Jön Türklerin faaliyetlerine katıldı. Paris’te bulunan Fransız yazar ve şairlerle tanıştı. Bazılarının hayranı oldu. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a döndü (1908). Bir Fransız şirketinde memur olarak çalıştı. Stines Şirketinde Osmanlı Hükumetinin umumi katipliğini yaptı (1913 - 1920).

İstanbul’da çeşitli yerlerde çalıştıktan sonra, Ankara’da Hamdullah Suphi’nin tavassutu ile Balkan Birliği Cemiyetinde umumi katip ve dış işlerinde müşavir olarak çalıştı (1931-1945). Barış konferansı için Amerika’ya gitti. Dönüşte İstanbul’a yerleşti. Çeşitli bankaların idare meclis azalığında çalıştı. Hayatında hiç evlenmedi. Niçin evlenmediği sorulduğunda; “Oğlum olsa komünist,
kızım olsa saçını uzatıp film yıldızı olur; evlenmek mi? Allah korusun!” demiştir. 3 Mayıs 1963′te vefat etti.

Abdülhak Şinasi, yazı yazmaya mütareke yıllarında başladı. Dergah, İleri, Medeniyet, Ağaç, Türk Yurdu, Milliyet ve Dünya gibi dergi ve gazetelerde tenkit ve deneme türünde yazılar yazdı.

Önceleri geçmişi tenkid eden Abdülhak Şinasi, Fransa’ya gittikten sonra, geçmiş zamanı övmeye başladı. Mazi şuurunu canlandırmaya çalıştı. “Bir millete yapılabilecek en sinsi ve en şeytani hücum, onun vicdanından mazisini almak, hafızasından mazisini yok etmektir.” diyerek mazinin önemini belirtmiştir.

Yazdığı romanlarda da geçmiş zamanın özlemini anlatır. Olaylara değil, zamana, mekana, eşyaya, duygu ve düşüncelere, insanlara ve onların kıyafetlerine çok değer verir. Üslubu şahsi ve orijinaldir. Hiç bir zaman dilde kelime tasviyesine kapılmamış, dilin ahenginden istifade etmesini bilmiş ve şiire kaçan bir dil kullanmıştır.

ESERLERİ

Fehim Bey ve Biz, Çamlıca’daki Eniştemiz, Ali Nizami Bey’in Alafrangalığı ve Şeyhliği adlı romanları yanında, Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri gibi hatıra, deneme, şiir türünden eserler de vermiştir. İstanbul ve Pierre Loti ile Yahya Kemal’e Veda diğer eserlerindendir. Ahmet Haşim’le ilgili olarak; Ahmet Haşim, Şiiri ve Hayatı adlı eseri yazmıştır.

Geçmiş Zaman Fıkraları
Abdülhak Şinasi Hisar
Bağlam Yayınları / Anlatı Dizisi

Türklerin Marcel Proust’u Abdülhak Şinasi Hisar yeni bir kitap yayınladı: “Geçmiş Zaman Fıkraları”. Bu kitap ne bir romandır, ne de bir hikaye kitabıdır. Türk edebiyatında şimdiye kadar görülmemiş bir türdendir, bir çeşit tarih antolojisidir. Değerli yazı ustası, çocukluğunun, gençliğinin, gördüğü ya da duyduğu bütün tarih olaylarını san’atçı açısından değerlendirerek bu kitapta toplamış. Sultan Selim’den Meşrutiyet çağına kadar birçok ilgi çekici anı, beş on satırlık fıkralarla, gözlerimizin önüne seriliyor. Bunların arasında çok işittiklerimiz, bildiklerimiz de var. Ama Hisar ustanın kalemi en bildiklerimize bile yepyeni bir tat vermiş. Onları okurken bütün bu bilgilerimizi unutmuşuz da yeniden öğreniyormuşuz gibi bir duyguya kapılıyoruz.
Orhan Hançerlioğlu-

Abdurrahman Şeref

08 Mar 2009 · Kategoriler: Biyografi · Yorum 

Abdurrahman Şeref ( 1853)- (1925) Devlet adamı, tarihçi ve Osmanlı Devletinin son vak’anüvisti. 1853′te İstanbul’da doğdu. 1925′te öldü. İlk tahsiline Eyüp mahalle mektebinde başladı. Eyüp Rüşdiyesinde okudu. Bundan sonra 1873’te Mekteb-i Sultaniyi yani Galatasaray Lisesini bitirdi. Mahrec-i Aklam adlı mektebe umumi tarih hocası oldu. Bu vazifesinden sonra da Mekteb-i Sultanide daha sonra da, Muallim Mektebinde umumi tarih hocalığı yaptı.Daha sonra Mülkiye Mektebine müdür oldu. Burada genel coğrafya, Osmanlı tarihi, İslam tarihi, istatistik ve ahlak dersleri okuttu. Sonra da Darülfünuna devletler tarihi hocası oldu. Pekçok yerde hocalık ve müdürlük vazifeleri yaptıktan sonra, Defter-i Hakani Nezaretine, A’yan meclisi üyeliğine, Maarif Nazırlığına tayin edildi. İki defa Maarif Nazırı oldu. Bu vazifesinin yanında telif edilen eserleri tetkik komisyonu üyeliği, vak’anüvistlik, Tarih-i Osmani Encümeni Reisliği ve A’yan Heyeti ikinci reisliği gibi vazifeler verildi.

Birinci Dünya Savaşından sonra İttihat ve Terakki hükumeti iktidardan çekilince yeni kurulan Müşir İzzet Paşa kabinesinde önce Posta ve Telgraf Nazırı sonra da Devlet Şurası başkanı oldu. Salih Paşa kabinesinde önce vekaleten sonra da asaleten Maarif Nazılırlığı yaptı. Salih Paşa istifa edince açıkta kaldı. Kuvay-ı Milliye İstanbul’a gelip A’yan Heyeti kaldırılınca, Abdurrahman Şeref’in a’yan üyeliği sona erdi. Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinin ikinci seçim devresinde, 1923’te İstanbul Milletvekili oldu. Ankara’ya gidip Kızılay’a başkan seçildi. Milletvekilliği sırasında hastalandı ve İstanbul’a döndü. 1925’te öldü. Mezarı Edirnekapı’dadır.
Devlet adamlığından ziyade tarihçiliği ile meşhur olan Abdurrahman Şeref, saliseden balaya kadar bütün rütbeleri kazanmıştı.

ESERLERİ

Fezleke-i Tarihi Düvel-i İslamiye (İslam Devletleri tarih özeti), Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Fezleke-i Tarih-i Devlet-i Osmaniye, Zübdet-ül-Kısas, Tarih-i Asr-ı Hazır (Yaşadığımız asrın tarihi), Harb-i Hazırın Menşei (Birinci Dünya Harbinin sebeplerine dairdir), Sultan Abdülhamid-i Sani’ye Dair, Tarih Muhasebeleri, Umumi Coğrafya-yı Umrani, İlm-i Ahlak ve İstatistik, Lütfi Tarihi’nin sekizinci cildini hazırlamış ve Tarih-i Osmani Encümeni ve Türk Tarih Encümeni mecmualarında pekçok makaleleri neşredilmiştir.

Basın ve Yayın Haber Siteleri